• Bağlantılarım

kısa bir ara

1/10/2009 · Kategori: gundem

bir müddet yazılarıma ara verdim bundan sonra devam etme ümidiyle ....

ÜÇ AYLAR

24/6/2009 · Kategori: Ayetlerden ve Hadislerden secmeler

Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. [Gunye]
Recep Allah'ın ayıdır; Şaban benim ayımdır, ramazan ise ümmetimin ayıdır". Recep ayının niçin Allah'ın ayı olduğu sorulduğunda: - Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder” buyurmuşlardır.. [Gunye]
Okunuşu: "Allahumme barik lena fi recebe ve şa'ban ve belliğna ramazan"
Açıklaması:
"Allah'ım! Recep ve Şaban aylarını bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır". Amin!..
Üç ayların ilki olan recep ayı girdiğinde bu duayı sıkça yapalım, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu duayı yaparlardı ve ümmetinin de yapmasını istemiştir.



ÜÇ AYLAR TÜM ÜMMETİ MUHAMMEDE HAYIRLARA VESİLE OLUR İNŞALLAH

bende sevdim İstanbul'u

22/6/2009 · Kategori: siraze





bende sevdim İstanbul'u
orhan veli gbi gözlerim kapalı dinleyemediysemde
necip fazıl gibi canımın içine sokamasamda
bende sevdim istanbul'u
vazgeçecek kadar
"kurumlu moda'ya" gidemediysemde
üsküdarın masum ve dilendirici fethi paşasında çay içmişimdir
Eyüp Sultan'da gençliğimin en güzel yılları geçmiştir
ve dahi Sultanahmet
o asil duruşuyla
ramazan aylarımın vazgeçilmezi olmuştur
görkemli SÜLEYMANİYE
ve avlusunun köşesine sıkışmış dinlendiren lalezar
bende sevdim İstanbul'u
hemde çok
Necip Fazıl'ın anlattığı gibi olmasa da artık
şairlerin yazdığı şiirlerindeki her köşesi değişsse de
ben bu şehirde doğdum
bu şehir büyüttü beni bi çok yanımı çocuk bıraksa da
hiçbir zaman dinlemedim Orhan Veli gibi gözlerimi kapayıp
hiçbir zaman canımın parçası deyip şiir yazamadım
ona yazılan şiirleri sevdim en azından
tıpkı sevdiğim gibi kız kulesini
tıpkı sevdiğim gibi Eminönü'nden kalkan vapuru ve güvercinleri seyretmeyi
bende sevdim İstanbul'u
en az geride bıraktıgım düşlerim kadar

yazan:nur arıcı

SANA, BANA, VATANIMA, ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR

21/6/2009 · Kategori: ustadlardan siirler

SANA, BANA, VATANIMA, ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR  

 

''Telgrafın tellerini kurşunlamalı''

Öyle değildi bu türkü bilirim

Bir de içime

-Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-

Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek

Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen

Haberler bilirim mektuplar bilirim.

 

Gamdan dağlar kurmalıyım

Kayaları kelimeler olan

Kırk ikindi saymalıyım

Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma

Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından

Baştan ayağa ıslanmalıyım

Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.

 

İçimde kaynayan bir mahşer var

Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar

Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde

Ya da çamaşır sererken bahçelerinde

Birden alıverirler kara haberini

Okul dönüşü bir trafik kazasında

Can veren oğullarının.

 

Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim

Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş

Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine

Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin

Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan

Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde

Örneğin Hint Okyanusu gibi derin

İsyanın kapkara sularına dalan.

 

Nice akşamlar bilirim ki

Karanlığını

Bir millet hastanesinde

Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda

Başını kalorifer borularına gömmüş

Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden

Haber sormaya korkan

Genç kızların yüreğinden almıştır.

 

Bir de baharlar bilirim

Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği

Anadolu bozkırlarında

İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru

Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen

Cesur otobüs pencerelerinden

Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen

Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında

Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının

Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken

Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.

 

Yazlar bilirim memleketime özgü

Yiğit köy delikanlılarının

İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları

Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan

Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan

Diğeri kan ter içinde yayla yollarında

Mavzerinin demirini alnına dayamış

Yüreği susuzluktan bunalan

İçinden mahpushane çeşmeleri akan

Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp

Apansız silahına davranan

Nice delikanlıların figüranlık yaptığı

Yazlar bilirim memleketime özgü

 

Güzler bilirim ülkeme dair

Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir

Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha

Kalbim gibi

Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri

Titreyen kenar mahalle çocukları

Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için

Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.

 

Kadınlar bilirim ülkeme ait

Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak

Göğüsleri Çukurova gibi münbit

Dağ gibi otururlar evlerinde

Limanlar gemileri nasıl beklerse

Öyle beklerler erkeklerini

Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.

 

İsyan şiirleri bilirim sonra

Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden

Harfler harp düzeni almıştır mısralarında

Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır

Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda

Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.

 

Müslüman yürekler bilirim daha

Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet

Eller bilirim haşin hoyrat mert

Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır

Her kırışığı sorulacak bir hesabı

Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.

 

Bütün bunların üstüne

Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim

Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim

Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli

Adın kurtuluştur ama söylememeliyim

Can kuşum, umudum, canım sevgilim.




ERDEM BEYAZIT

UZUN YOLLARI DA GÖZE ALABİLEN BİR DOSTLUK

20/6/2009 · Kategori: siraze

UZUN YOLLARI DA GÖZE ALABİLEN BİR DOSTLUK

 

Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk,

arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?

Akşamüstünün bir saatinde,

yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,

omzumuza dolanan bir kolun,

başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,

belimizi kavrayan bir elin,

uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında

tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor,

biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?

 

Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp

kendimizi hep ilerde

birgün karşılacağımızı sandığımız bir başkasına

bir yenisine ertelerken

hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?

 

Karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına

sürerken bir gün

geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?

Hayat her zaman cömert davranmaz bize,

tersine çoğu kez zalimdir.

her zaman aynı fırsatları sunmaz,

toyluk zamanlarını ödetir.

Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların,

eskitmeden yıprattığımız dostlukların,

savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla

yapayalnız kalırız bir gün

 

Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,

ya da olanlar olması gerekenler değildir.

Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,

gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...

 

Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki

olağanüstü anıları ve olağanüstü kişileri yakalamak.

Bazılarının gelecekte sandıkları 'Bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;

hani şu karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarında rastladığımız ,

omzumuzun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip

'Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıama çıkar'

dediğinizdir.

 

Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir o;

 

boş yere bu sokaklarda aranırsınız




murathan mungan

« Önceki ::

Esma-ul Husna
sitene ekle
Myspace Cursors @ JellyMuffin.comMyspace Layouts & cursors
Hadis-i Şerif
Sitene Ekle